BİRLEŞİK KRALLIK ASYA’DA YENİ FIRSATLAR ARIYOR
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, geçtiğimiz ayın son günlerinde Çin Halk Cumhuriyeti ve Japonya’ya resmi ziyaretler gerçekleştirmiştir. Starmer’ın gerçekleştirdiği Çin Halk Cumhuriyeti ziyareti, Londra ile Pekin arasındaki diplomatik ilişkilerde son on yılın en önemli manivelalarından birine işaret etmektedir. Sekiz yıl sonra bir Birleşik Krallık Başbakanı tarafından Pekin’e gerçekleştirilen bu ilk resmi ziyaret, ikili ilişkilerde “buz devri” döneminin sona erdiğini, yerini ise iki tarafın da “tutarlı bir ortaklık” olarak tanımladığı yeni bir gerçekliğe bıraktığını göstermektedir. Son günlerdeki gelişmelere bakıldığında, Birleşik Krallık’taki İşçi Partisi hükümetinin yeni dönemde bir yandan ekonomik büyüme için Çin pazarının sunduğu fırsatlardan yararlanmayı, diğer yandan ise ulusal güvenlik ve insan hakları gibi konularda Japonya gibi ortaklarıyla çalışmaya devam etmeyi amaçladığını ortaya koymaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri’nde Donald Trump’ın yeniden iktidara gelmesiyle ortaya çıkan büyük belirsizlikler döneminde gerçekleşen bu ziyaret, Birleşik Krallık’ın stratejik özerklik arayışının ve ekonomik önceliklerini geleneksel müttefiklik ilişkileriyle dengeleme çabasının bir sonucudur. Trump yönetiminin “Önce Amerika” politikası, Londra’yı Pekin ile ekonomik amaçlarla daha rasyonel bir ilişki kurmaya zorlamıştır. Kanada Başbakanı Mark Carney gibi diğer Batılı liderlerin Pekin’e yaptığı ziyaretlerin devamı olarak görülebilecek Starmer’ın Çin temasları, ABD’nin tahmin edilemez politikalarına karşı ortaklarının bir “dengeleme stratejisi” yürüttüğünü de göstermektedir. Ziyaret, iki liderin buluşmasıyla ibaret olmayıp, Birleşik Krallık’tan kalabalık bir iş dünyası delegasyonunun Çin’e ziyaretini de içermektedir. Dolayısıyla, Birleşik Krallık’ın Çin ile olan ticari ilişkilerini yeniden tanımlama potansiyeli barındırmaktadır. Ayrıca, Pekin açısından bu ziyaret, Washington’ın çevreleme stratejisiyle baş etmek ve son zamanlarda sıkıntılar yaşayan ekonomisine canlılık katmak açısından önemli imkanlar sunmuştur.
Görüşmelerde sadece ticaret ve güvenlik değil, aynı zamanda futbol ve Shakespeare gibi kültürel unsurlar da gündeme gelmiştir. Bu durum, Birleşik Krallık’ın yumuşak güç unsurlarını kullanarak kendi kültürünü küresel bir ihracat ürünü olarak öne çıkardığının altını bir kez daha çizmektedir. Ziyaret sonucunda İngilizler milyarlarca sterlin değerinde ihracat anlaşması ve Çin pazarına daha çok erişim hakkı elde etmişlerdir. Birleşik Krallık ekonomisinin durgunluk ile boğuştuğu bir dönemde, Çin pazarının sunduğu dinamizm, Starmer hükümeti için adeta can simidi olarak görülmüştür. Çin yönetiminin Birleşik Krallık vatandaşlarına vize muafiyeti tanıma kararı da, İngiliz iş insanları ve turistler için de çok önemli bir fırsattır. Ziyaretin hemen öncesinde Birleşik Krallık hükümetinin Londra’da inşa edilecek yeni Çin Büyükelçiliği binasına onay vermesi, iç politikada büyük bir infial yaratmıştır. Tower Bridge yakınlarındaki bu alanın casusluk faaliyetleri için bir üs olarak kullanılabileceği endişesi ortaya çıksa da, İngiliz hükümeti binanın tüm güvenlik birimlerinin sıkı denetimi altında yapılacağını ifade etmiştir. Muhalefetteki Muhafazakâr Parti ise, ziyareti, Başbakan’ın “Çin’e boyun eğmesi” olarak yorumlamaktadır. Çin’in Uygur meselesi nedeniyle yaptırım uyguladığı İngiliz milletvekilleri üzerindeki kısıtlamaları kaldırması sembolik bir “barış dalı” olarak görülebilir. Ancak bu tür sembolik adımların casusluk faaliyetleri, teknolojik hırsızlık, insan hakları ihlalleri gibi yapısal sorunları çözüp çözemeyeceği muammadır.
Starmer’ın Asya turu, Başbakan’ın Çin’den sonra Tokyo’ya geçmesiyle birlikte Birleşik Krallık’ın izlediği denge politikasını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Japonya Başbakanı Takaichi ile yapılan görüşmeler, Pekin’deki ekonomik ağırlıklı ajandanın aksine siber güvenlik, savunma ve kritik minerallerin tedarik güvenliği üzerine yoğunlaşmıştır. Bu durum, Londra’nın güvenlik meselelerini Japonya gibi geleneksel müttefiklerle tahkim etmeye devam edeceğini göstermektedir. Ziyaretler, ayrıca Londra’nın Çin ile yürüttüğü ekonomik iş birliğinin geleneksel müttefiklik bağlarını zayıflatmayacağının bir işareti olarak algılanabilir. Bu noktada Starmer’ın Asya seyahati dünyanın iki süper gücü arasında kendi rolünü oynamaya çalışan Birleşik Krallık için bir dönüm noktasıdır. Mesele İngilizlerin bu iş birliğini ulusal değerlerinden ve Japonya ve Avrupa gibi müttefikleriyle ilişkilerinden ödün vermeden nasıl yönlendireceğidir. Dünyadaki gelişmelerin dış politika yapımında yeni gerçeklikler yarattığı açıktır. Bu da, Birleşik Krallık gibi orta güçlü ülkeler için daha pragmatik bir dış politika izlenmesi anlamına gelebilecektir.
Dr. Polat ÜRÜNDÜL