‘Verilene razı olmamak Müslüman'a yakışmaz'
Küçücük bir imtihan karşısında feryadı basan binlerce insana inat Züleyha Hanım ve Abdülkadir Bey tevekkülleri ile herkese örnek oluyor.
İmtihanların birbirine galibiyeti olmaz. Hepsi zordur ama evlatla sınanmak en acısı kabul edilir. Çevremizde bu imtihanı bile öyle büyük bir tevekkülle karşılayanlara rastlarız ki hayranlık duymadan edemeyiz. Onlar büyük bir sabır ve tevekkülle doludurlar ve yaralarının derinliğine rağmen konuşmalarında gizli bir şikâyete dahi rastlamazsınız. İşte bu tavra örnek göstereceğimiz bir çift Züleyha ve Abdülkadir Aktı.
2001 yılında evlendiklerinde Abdülkadir Bey'in görev yeri Afganistan'dır. Züleyha Hanım ilk kızı henüz yedi aylıkken eşinin yanına gider. Ancak on ay kadar sonra elim bir olay başlarına gelir. Kızıyla evde otururken uzun süre açık kalan tüplü ısıtıcının odadaki oksijeni tüketmesiyle ağır bir uyku üzerlerine çöker. Şehir dışında olan eşinin ertesi gün eve gelişiyle zehirlendikleri fark edilen anne ve bebek hastaneye kaldırılır. Züleyha Hanım üç gün sonra gözlerini hayata açar ancak bebeği kurtarılamaz.
Evladını kaybetmenin acısı çok büyüktür ve atlatması zor olur. Acıları yeni bir bebek haberiyle biraz hafifler. Züleyha Hanım hamileliğini Afganistan'da geçirse de doğumunu Türkiye'de yapar. Ancak doğum esnasında hastanede bebeğe bulaşan bir mikrop, uzunca bir süre bebeği hasta eder. Enes adını verdikleri evlatları bir süre sonra iyileşince her şeyin yoluna girdiğini düşünürler.
‘Oğlunuz, epilepsi hastası'
Enes üç yaşındadır. Onun gelişimindeki gerilik ve davranışlarındaki farklılık bir şeylerin yolunda gitmediğini göstermektedir. Yapılan tetkiklerin ardından Enes'in ağır bir epilepsi hastası olduğunu öğrenmesi Züleyha Hanım'a hayatının şokunu yaşatır. Zor günler kapıdadır.
Bir süre sonra, nöbetler başlar. Doktorlar nöbetleri kameraya almalarını ister Züleyha Hanım'dan. O durumda kameraya çekmek hem acı hem de zordur.
Evladının iyileşeceği konusundaki umudunu hiç yitirmez Züleyha Hanım. Hastanelerde geçen günler… Umut içinde şifa arayışları… Sıklaşıp seyrelen, uzayan kısalan nöbetler… derken Enes 7,5 yaşına gelir.
Bir programa katılmak üzere şehir dışına çıkar Aktı ailesi. Daha otele vardıkları ilk saatlerde Enes odadan ayrılır ve oteldeki havuzda oynamaya çalışırken suya düşer ve hayatını kaybeder.
Bu yıkıcı hadise aileyi derinden etkiler. Yaşadıkları ikinci bir evlat acısıdır. Bu acılı dönemlerinde Risale-i Nur'daki çocuk taziyenamesini okuyarak acılarını dindirmeye çalışırlar.
Çocuk tipik down sendromu
Enes'in vefatından bir süre sonra aile yeni bir bebek haberi ile sevinir. Rahat bir hamilelik geçiren Züleyha Hanım bebeğine kavuşacağı hissiyle yattığı doğum masasında üzücü bir haberle yeniden sarsılır. Doğumdan sonra gelen çocuk doktoru bebeğe ‘tipik down sendromu' teşhisi koyar.
Züleyha Hanım büyük bir ızdırapla yeniden baş başadır.
Dünyaya gelen Hamza'nın bu durumu aileyi sarssa da sevimliliğiyle ailenin odak noktası haline gelir.
Hamza'nın özel durumu Aktı ailesi için maddî; ve manevî; zorluklar barındırmakta. Ancak Hamza çok şanslı. Sevgi dolu ve mütevekkil bir ailesi var. Onunla yakından ilgilenen bir ablası ve bir yıl sonra dünyaya gelen kız kardeşi Nesibe var. Bir de aynı apartmanda oturan komşularının kendisi gibi down sendromlu kızı var.
‘İmtihan dünyasında olduğumuzu unutmuyoruz'
Abdülkadir Bey bir kutu çikolatayla kızının okuluna gider ve Hamza'nın gelişini kızı ve arkadaşlarıyla kutlar. Bu davranışının sebebini şu sözlerle açıklıyor: “Sağlıklı doğsa çeşitli ikramlarda bulunacaksak böyle doğdu diye bundan vaz mı geçeceğiz? Yaşadıklarımız dünya gözüyle bakıldığında dayanılır gibi değil ama imtihan dünyasındayız. Verilene razı olmamak Müslüman'a yakışmaz.”
Ebru Nida Bilici'nin Ailem Dergisi'ndeki yazısı için tıklayınız..