Mustafa Yazgan - Fâtih AYASOFYA'da…
ÇAĞ AÇIP, ÇAĞ KAPATMAK, DÜKKÂN AÇIP, DÜKKÂN KAPATMAĞA BENZEMEZ…
Yıl 1453… Aylardan: Mayıs.. Gün: 29 Salı-Öğleden sonra…
Didik didik edilmiş surların gediklerinden, taşların ve kayaların üstünden coşkun bir sel gibi akan mücâhidler, toz bulutları, top sesleri, Mehterân marşları, çarpışan kılıç şakırtılarına karışan tekbirlerle “Konstantiniye”ye girdiler…Şehir'de, emniyet ve âsâyişin kısa zamanda sağlanmasından sonra, “Genç Fâtih”, beyaz atının üstünde, yanında Akşemseddin, komutanlar, yeniçeriler, sancaklar ve sancaktarlar olduğu halde, üzerinde ikindi güneşi ile pırıl pırıl parlayan savaş zırhı ile “Romanos Kapısı”ndan kent'e girdi.
Ayasofya'ya doğru uzanan yol boyunca, iki taraflı dizilmiş (yahut yığılmış) Bizans halkı, çiçekler, çelenkler, alkışlarla “Genç Fâtih”i ve “Fetih ordusu”nu karşıladılar. Fâtih Sultan Mehmed Han, doğruca Ayasofya'ya at sürdü.
Bizans'lıların büyük kısmı “Ayasofya”ya sığınmıştı. Râhipler, papazlar, patrik “Gennadios Scolarius”un yönetiminde âyini sürdürürken, mâbedi dolduran binlerce insan, “Orta-Çağ Avrupası”nın meşhur korku geleneği içinde çığlık çığlığa “ölüm bekleyişi” içinde idiler. Neydi bu meşhur korku?
LÜTFEN… DİKKATLE OKUYUN!..
“Orta-Çağ Avrupası”nda, bildiğiniz gibi, “Derebeylik Sistemi” yürürlükte idi. Derebeyleri, kendi aralarında devamlı bir savaş hâlini yaşıyorlardı. Hâkimiyet ve arâzi kavgası câri idi. Bu sistemde, bir “Şövalye”, başka bir derebeyini mağlûp edip, şatosunu ele geçirince, mağlup derebeyinin emrindeki, arazî;ler, evler, insanlar, menkul ve gayr-i menkul servet, gâlip olan “Şövalye”nin malı olurdu. Bu, gelenek hâline gelmiş bir kuraldı. Çoğu zaman gâlip şövalyeler, esir aldıkları insanları kılıçtan geçirirler, katlederlerdi.
İşte!.. Bu vahşi kafa yapısını benimsemiş bulunan Bizans halkı, “Şövalye Mehmet”in gâlip bir derebeyi(!) olarak, “Ayasofya”ya sığınmış, “ölüm bekleyen” halkı kıtır kıtır keseceğine yüzde-yüz inanmışlardı. Ölüm, yaklaşıyordu. “Genç Fâtih” Ayasofya'ya gidiyordu.
Yaklaşırken durdu. Atından indi. Hizmetkârlar koşuştu… Sultan, elindeki gürzünü birine verdi. Emir buyurdu. Zırhını ve bütün “savaş aksesuarları”nı çıkardı. Padişahlık kaftanını giydi. Sarığını başına taktı. Tekrar beyaz atı'na bindi. Eline bir demet çiçek aldı… Sevgili okuyucularım!
Bu noktadan sonrasını ben yazarsam, “Vahşi Batı”nın âzâd kabul etmez köleleri hâlinde, tarihimize, inancımıza, medeniyetimize, yüce dinimiz İSLÂM'a düşman çevreler, “Hadi canım sen de.. abartmış.. uydurmuş..” diyebilirler. Bu tarihî; olaya şâhit olan bir Hristiyan tarihçi, görüp, duyduklarını şöyle tasvir etmiştir. (KAYNAK: Türk Tarih Kurumu Dergisi Belleten: Sayı-49, Sh.145-147)
Ayasofya'daki on binlerce insanın burnu bile kanatılmadı. II. Sultan Mehmed, öğle üzeri Topkapısı'ndan şehre girdi. Bizans halkının tezâhürâtı ve alkışlar, Türk askerinin ezan ve tekbir sesleri arasında “Fâtih” ve “Roma İmparatoru” sıfatiyle Ayasofya'ya geldi. Mâbedde toplanmış olan kadınlı erkekli sayıları onbinleri bulan halk, başlarında büyük rütbeli rahipler olduğu halde, Doğu Roma Fâtihi'ni atının üzerinde, mâbedin kapısında görünce ağlıyarak secdeye kapandı, zemini öptü. Büyük Türk Hâkanı, onları sükûta ve sükûna dâvet etti. Sonra beşer tarihinin tekâmül merhalelerinden birini teşkil eden şu tarihî; cümleleri söyledi: “Kalkınız! Ben, Sultan Mehmed, hepinize söylüyorum ki, bu andan itibaren, artık ne hayatınız, ne de hürriyetiniz hususunda gazab-ı şâhânemden korkmayınız.”Bu ânı, olaya şâhit olan bir Hıristiyan tarihçi şöyle tasvir etmektedir (Belleten, no.49, 145, 147): “Sultan, Ayasofya'nın önüne gelince atından indi… Patrik ve bütün halk yerlere kapanarak bol bol ağladılar. Fakat Sultan, onlara eli ile susmalarını işâret etti. Sükûnet teessüs edince Patrik'e: “Ayağa kalk! Ben, Sultan Mehmed, sana ve arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki, bugünden itibaren artık ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz husûsunda, benim gazabımdan korkmayınız.” dedi.
21 Yaşında, 5 Lisan (Arabca, Farsca, Rumca, Lâtince ve Sırpça) bilip, konuşan “Genç Fâtih” bu hitâbesini Rum'ca yapmıştır. İnce ve zarif bir davranışla, Ayasofya'ya savaş kıyafeti ile değil, merhametli bir Sultan kaftanı ile girip, 50 bin kişiyi affetmesi, ilâveten kuşatma günlerinde “Havan Topu”nu keşfedip, uygulaması, daha sonraki yıllarda “Derebeylerinin şatoları”nın bu toplarla yıkılıp, millî; devletler kurulmasına yol açmıştır… “Orta-Çağ Avrupası”nın ilkel zihniyeti, siyasal, ekonomik, sosyal bir inkılâb ile “Yeni Çağ”a dönüşmüştür.