Ahlâk erozyonu
Mahmut Çelik - Yazar
Aylar önce başlayan siyasî hırsızlık serüvenine ilâve olarak, gündemimizi yoğun şekilde meşgul eden tekmil basın, günlerdir uyuşturucu ve fuhuştan bahsediyor. Öyle ya, yüzyılın hırsızının iddianamesi unutuldu. Hatta Filistin ve boykot gündemi bile sessizliğe gömüldü. Bir kelime dahi hırsız hakkında yazmayanlar, fuhuş ve uyuşturucu hakkında ise “Özgürlük alanımıza dokundurmayız” diye sokaklara düşecekler neredeyse. Arada sırada bahis ve şike haberleri de yer alsa, üzerinde tartışılması gereken konumuz aslında topyekûn ahlâksızlık olmalı.
Herkes kendisine bulduğu alanda, dünyada imtihan olduğu sınavdan kalmak için mücadele ediyor adeta. ABD’deki bir rezalet silsilesi olarak Epstein belgeleri ortalarda dolaşırken kimse dertlenmiyor, üzerine alınmıyor; dünyanın eşkıyası Siyonist hegemonya, tüm değerleri ifsad etmek için gayret ediyor. Aslında tüm dertleri kıyametin kopması. Bu yüzden her türlü rezilliğe imza atıyorlar.
SORUYORUZ TÜRKİYE’NİN EPSTEIN’I KİM?
Öyle ya, bilmek zorundayız; gündemi kaplayan sapıklar ve sapıklıklar şebekesinin Türkiye ayağında kimler var? “Influcer” adı altında yüzlerce rezalet duyuyoruz. Siyaseti dizayn ederken ne türden kasetlerin kullanıldığına daha önce çokça şahit olduk. Öyleyse, arşiv var mı? Varsa kimlerin ellerinde? Hatta hangi arşivin hangi elde saklı tutulduğunu dahi bilmemiz lâzım. Öyle ya, tâ geçmişte ele alınıp hâlâ kullanılmayanları veyahut da mevcutlar içinde nelerin kullanılmadığını bilecek hâlde değiliz. Ortadaki sosyal medya kabadayılarına bakınca insan şüphelenmiyor değil. Bu iş büyüyor ve Epstein fuhuş trafiği genişliyor.
Batı medyasında ve Türkiye’de Batı’nın fonladığı medyada bu işe dair herhangi bir ses, bir tepki mevcut değil. Kimse gerçeği aramıyor gibi bir görüntü var; dedikoduyla gün geçiriliyor. Spor kulüpleri, iş insanları, sanatçılar ve çeşitli bakımdan ünlü herkes var bu çerçevenin içinde. Fakat isyan eden kimse yok gibi…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti 2025’i “Aile Yılı” ilân etmiş ve bu konsepte uygun programlar uygulamaya çalışmıştı. Ancak tam da bu özel başlığın konuşulduğu yılda bu rezilliğe isyan etmesi gereken ümmet, evde gündüz kuşağı programlarını seyrederek söz konusu olup bitenleri olağan bir gözlükten seyrediyor. Her yayında doğrudan bir özendirme... Ve sorgulama, alışma mesabesinde bataklığa saplanıyor.
Böyle olunca, MOSSAD şantajı ile İsrail soykırımına ortak edilen isimlere başka kimlerin ekleneceğiyle kimse ilgilenmiyor. Gazetecilerin en önemli araştırma konusu bu olmalıyken, sanki kimsenin umurunda değil. Neredeyse fuhuştan ve bu tür haberlerden zevk alarak bu rezaleti övme eşiğinde duran gazeteciler bile mevcut ve sayıları da az değil. Herkesin aynaya bakması şart!
Evet, bu işin ismi “fuhuş kapitalizmi” ve bu bir Epstein anlayışı rezaleti. Depremzedeyken kaçırılıp uluslararası partilerde istismar edilen çocuklara uzanan kayıtlar mide bulandırıcı. Artık sadece yetişkinlerin, kadınların değil, genç ve hatta çocuk yaştaki kızların, bebeklerin dahi istismar edildiği korkunç bir beden ticareti söz konusu.
Sosyal medyada bir gizli servisler tekniği olarak seksapalite pazarlayan sözde insan özde casus kişiler, beden ve mahremiyeti fiyatlandırarak bu aşağılık işe meyilli olanların sadece paralarını değil, geleceklerini ve haysiyetlerini de alıyorlar. Kendi bedeninin istismarcısı olan satılık fuhuş tetikçileri, teşhir ve çıplaklık propogandasıyla çocuk yaşlarda uyandırılan ve ranta dönüştürülen cinselliği böylece kışkırtıyorlar.
EYVAH DEMEDEN ALLAH DİYELİM
Artık ciddî bir fuhuş kapitalizmi furyasının içine çekiliyor toplumlar. Bu gerçek görülmek zorunda. Devletimizin resmî birimlerinin hepsinin acilen bu konuda, özellikle de sanal fuhşun yeni yüzlerinin ticaretini yapanlara ve de özendirenlere karşı sert yaptırımlarda bulunması gerekiyor.
Yüce Allah, “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zâriyât, 56) diye buyuruyor olmasına karşın, dünyada ve ülkemizde, maalesef sanat camiasındaki fuhuş, soygun ve uyuşturucu zemininde kurulan tekelleşme ile gençlik yok ediliyor. Biz dünyaya daha güzel olan bir zaman ve mekândan geldik. Bu dünyada yaptıklarımız ve yaşadıklarımızla tekrar o sonsuz nimetlerin olduğu zaman ve mekâna gideceğiz. Cennete ya da cehenneme... Bu çerçeveden bakınca, ahlâkî erozyonun temel sebeplerinin başında gençlere yeterince sahip çıkamayan yetişkinler gelmektedir. Büyükler gençlere rol model olamıyorlar. Onlara rehberlik edip yön gösterecek bir duruş sergilenmediğinde, gençler yönlerini sosyal medyada ya da popüler kültürde aramaya başlıyorlar. Sonuç da malûmun ilâmı oluyor. Bu yüzden Yûnus Emre gibi demeliyiz ki: “Eyvah demeden Allah diyelim!”.