HAZAR’IN SESSİZ KÖPRÜSÜ: İRAN KRİZİNDE AZERBAYCAN VE İSRAİL LOBİSİNİN STRATEJİK MİMARİSİ
Giriş
Hazar Denizi’nin hırçın suları ile Kafkasya’nın sarp dağları arasında, jeopolitik bir satranç tahtasının en kritik karesinde yer alan Azerbaycan, 2025 ve 2026 yıllarında bölgeyi sarsan tektonik kaymaların tam merkezinde bir istikrar adası olarak yükselmektedir. İran İslam Cumhuriyeti’nin nükleer hırsları ve iç dinamikleriyle boğuştuğu, 2025 Haziran ayındaki “Gece Yarısı Çekici Operasyonu” (Operation Midnight Hammer) ile askeri ve nükleer kapasitesinin ciddi bir darbe aldığı bu dönemde, Bakü’nün oynadığı rol, artık sadece bölgesel bir denge politikası değil, küresel bir kriz yönetimi enstrümanına dönüşmüştür. 28 Şubat 2026’da Dini Lider Ali Hamaney’in vefatı ve ardından gelen Tahran merkezli kitlesel protestolar, bölgedeki belirsizliği en üst seviyeye taşırken, Azerbaycan’ın İsrail ve ABD’deki İsrail lobisi üzerinden kurduğu köprü, krizin yumuşatılmasında hayati bir acil çıkış kapısı işlevi görmektedir.
Fırtınanın Ortasındaki Denge: Aras’ın İki Yakasında Yeni Realite
İran içerisindeki kriz, sadece bir iktidar boşluğu ya da nükleer tesislerin bombalanması meselesi değildir; bu, bin yıllık bir devlet geleneğinin modern dünyanın gerçekleriyle girdiği sancılı bir hesaplaşmadır. Azerbaycan, bu hesaplaşmada Tahran için hem bir korku nesnesi, hem de vazgeçilmez bir çıkış yoludur. Bakü’nün “akıllı diplomasi” (smart diplomacy) olarak adlandırılan pragmatik yaklaşımı, İsrail ile sarsılmaz bir stratejik ortaklık yürütürken, aynı zamanda İran ile olan 765 kilometrelik sınırı bir çatışma alanından ziyade bir etkileşim bölgesine dönüştürme becerisine dayanmaktadır.
İran krizinin yumuşatılmasında Azerbaycan, bir “tampon bölge” olmanın ötesine geçerek bir “diplomatik laboratuvar” görevi görmelidir. Tahran’ın kendisini kuşatılmış hissettiği bir atmosferde, Bakü’nün İsrail ile olan “buzdağı diplomasisi“—onda dokuzu suyun altında, sadece onda biri yüzeyde olan o derin ilişki— İran’a yönelik sert mesajların yumuşatıldığı ya da doğrudan iletişim kurulamayan aktörler arasında arka kapı görüşmelerinin yürütüldüğü bir kanal haline gelmiştir.
Washington’daki Görünmez El: İsrail Lobisi Bir Kaldıraç Olarak Nasıl Kullanılmalı?
Azerbaycan’ın İran krizinde etkin bir rol oynamasının yolu, sadece Bakü’deki kararlardan değil, aynı zamanda Washington’daki karar vericilerin zihin haritalarından geçmektedir. Bakü, yıllardır Washington’daki Ermeni lobisinin baskısını dengelemek için İsrail lobisini (AIPAC, JINSA, AJC) stratejik bir müttefik olarak kullanmaktadır. Bu lobi ağı, sadece askeri yardımın önünü açmakla kalmamış, aynı zamanda Azerbaycan’ı “Müslüman dünyasında laikliğin ve hoşgörünün kalesi” olarak Amerikan elitlerine tanıtmıştır. Krizin yumuşatılmasında bu lobinin bir köprü olarak kullanılması, şu mekanizmalar üzerinden kurgulanmalıdır:
Stratejik Meşruiyet ve Siyasi Kalkan: AIPAC ve benzeri kuruluşlar, Azerbaycan’ın İran’a yönelik her türlü hamlesini Washington’da “radikalizme karşı bir set” olarak pazarlamaktadır. Aralık 2024’te AIPAC liderliğinin Bakü’de Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile gerçekleştirdiği tarihi görüşme, bu desteğin kurumsallaştığını göstermektedir. Bu lobi gücü, İran ile olan krizlerde Azerbaycan’ın elini güçlendirmekte; Bakü’nün Tahran’a karşı yürüttüğü denge politikasının Washington tarafından sabote edilmesini engellemektedir. Azerbaycan, lobi üzerinden ABD yönetimine “İran’ı tamamen köşeye sıkıştırmak yerine, Bakü üzerinden bir nefes borusu bırakmanın stratejik faydalarını” anlatmalıdır.
İbrahim Anlaşmaları ve Bölgesel Entegrasyon: Lobi, Azerbaycan’ın İbrahim Anlaşmaları’na (Abraham Accords) dahil edilmesi yönündeki baskıyı arttırarak, Bakü’yü Ortadoğu’nun yeni güvenlik mimarisinin bir parçası haline getirmektedir. Ancak Bakü, bu süreçte lobiyi “İran’ı tamamen dışlayan bir blok” yerine “İran’ın belirli şartlar altında (nükleer programın durdurulması gibi) eklemlenebileceği bir bölgesel refah alanı” vizyonunu savunmaya teşvik etmelidir. Bu, Tahran’daki pragmatik kanatlara bir çıkış yolu sunabilir.
Arabuluculuğun Sessiz Ustası: Bakü’nün “Akıllı Güç” Uygulamaları
Azerbaycan, sadece İsrail’in bir müttefiki değil, aynı zamanda bölgesel çatışmalarda “dürüst bir aracı” (honest broker) olarak konumlanmaktadır. Bakü, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesinde bizzat Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in inisiyatifiyle gizli görüşmelere ev sahipliği yapmış; benzer şekilde İsrail ile Suriye arasındaki güvenlik temaslarında bir köprü görevi görmüştür.
İran krizinde bu arabuluculuk rolü şu şekilde evrilmelidir:
Teknik İletişim Hattı: İran ve İsrail arasında doğrudan bir çatışma riskini azaltmak için, Bakü, bir “gerilimi azaltma merkezi” olarak kullanılabilir. 2025’te İsrail ve Suriye arasında kurulan dekonflijasyon (çatışmasızlık) mekanizmasının bir benzeri, Azerbaycan’ın gözetiminde Tahran ve Tel Aviv arasında (gayriresmi de olsa) tesis edilebilir.
İnsani ve Sivil Diplomasi: Bakü, İran’daki su krizi ya da çevre sorunları gibi “siyaset üstü” konularda İsrail’in ileri teknolojilerini İran’a ulaştıracak bir kanal olabilir. Bu, rejimin meşruiyetine doğrudan saldırmadan, halk nezdinde “Azerbaycan-İsrail ekseninin bir tehdit değil, bir çözüm ortağı olduğu” algısını güçlendirebilir.
Etnik Ayna ve Sınır Ötesi Yankılar: Güney Azerbaycan Dinamiği
İran’ın kuzeybatı eyaletlerinde yaşayan ve nüfusları 30 milyona yaklaşan Azerbaycan Türkü, Tahran için hem en büyük iç güvenlik kaygısı, hem de dış politika kısıtıdır. 2026 yılındaki protestolar sırasında Tebriz ve Erdebil gibi şehirlerin sokaklarında yankılanan sloganlar, Bakü’deki her askeri başarının İran içerisinde toplumsal bir karşılığı olduğunu göstermiştir.
Azerbaycan, bu etnik faktörü bir “yıkım aracı” olarak değil, İran rejimini “sorumlu davranmaya zorlayan bir dengeleyici” olarak kullanmaktadır. Bakü’nün resmi söyleminde “İran’ın toprak bütünlüğüne saygı” vurgusu korunsa da, Cumhurbaşkanı Aliyev’in “İran’daki kardeşlerimizin marjinalleştirilmesine sessiz kalmayacağız” çıkışları, Tahran üzerindeki baskıyı arttırmaktadır. Krizin yumuşatılması sürecinde Azerbaycan, etnik kardeşlerini “rejimi yıkmaya” değil, “rejimi demokratikleşmeye ve bölgesel işbirliğine zorlamaya” teşvik eden bir yumuşak güç politikası izlemelidir.
Zengezur Koridoru: Jeopolitik Bir Prangadan Barış Köprüsüne
Tahran, Zengezur Koridoru’nu (Azerbaycan’ın deyimiyle Barış ve Refah İçin Trump Yolu – TRIPP) Ermenistan ile olan kara bağlantısını kesen bir “NATO-Turan projesi” olarak nitelemektedir. Ancak Azerbaycan, bu projeyi İran’ı dışlamak yerine, onu kuzey-güney ve doğu-batı ulaşım akslarına eklemleyen bir ekonomik fırsat olarak sunmalıdır.
Zengezur Enerji Koridoru, 2026 yılı itibarıyla 1000 megavatlık kapasitesiyle bölgenin elektrik ihtiyacını karşılayacak bir dev projeye dönüşmüştür. İran’ın bu koridorun bir parçası olması sağlanarak, Tahran’ın izolasyon korkusu ekonomik bağımlılıkla yumuşatılabilir. Koridorun güvenliği konusunda İsrail lobisinin Washington’daki desteğiyle sunulacak uluslararası garantiler, İran’ın askeri müdahale gerekçelerini elinden alabilir.
Çok Kültürlülük: Bakü’nün İdeolojik Kalkanı ve Diplomatik Silahı
Azerbaycan’ın dünyadaki algısı, sadece enerji ve silahla değil, aynı zamanda “Azerbaycan Çok Kültürlülük Modeli” ile inşa edilmektedir. Ülkede Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman toplumların yüzyıllardır barış içinde yaşaması, Bakü’nün İsrail ile olan ilişkisini dini bir ihanet değil, kültürel bir mirasın devamı olarak sunmasını sağlamaktadır.
Bakü Uluslararası Çok Kültürlülük Merkezi (BIMC), bu modelin dünyaya anlatılmasında bir “yumuşak güç fabrikası” gibi çalışmaktadır. 2025’te Bakü’nün Avrupa Hahamlar Konferansı’na ev sahipliği yapması, Müslüman dünyası için devrim niteliğinde bir adımdır. Bu hoşgörü ortamı, İran’daki katı teokratik yapıya karşı sessiz bir “alternatif yaşam tarzı” propagandası yürütmektedir. İranlı bir gencin Bakü sokaklarındaki özgürlüğü ve dini çeşitliliği görmesi, Tahran’ın “Siyonist düşman” anlatısını kökünden sarsmaktadır.
Geleceğe Bakış: Kafkasya’da Yeni Bir Güvenlik Paradigması
2026 yılının karmaşık tablosunda Azerbaycan, İran krizinin yumuşatılmasında şu stratejik rotayı takip etmelidir:
Lobi ile Entegre Diplomasi: Washington’daki İsrail lobisi, Azerbaycan’ın İran’a yönelik “kontrollü angajman” politikasını desteklemeye ikna edilmelidir. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarında Azerbaycan üzerinden geçecek enerji ve lojistik hatlarına belirli esneklikler tanınması sağlanmalıdır.
Arabuluculuk Kurumsallaşması: Bakü’de kurulması planlanan “Uluslararası Diplomasi Akademisi“, İran ve Batı arasındaki teknik müzakerelerin (nükleer denetim, çevre güvenliği vb.) merkezi haline getirilmelidir.
Ekonomik Cazibe Merkezi: Zengezur ve Karabağ’daki yeniden yapılanma süreçlerine İranlı şirketlerin (belirli kısıtlamalarla) dahil edilmesi, Tahran’daki “güvenlik odaklı” bakışı “ekonomi odaklı” bir bakışa dönüştürebilir.
Caydırıcı İstikrar: İsrail ile askeri iş birliği, İran’a karşı bir saldırı tehdidi olarak değil, bölgedeki istikrarın ve sınır dokunulmazlığının mutlak garantisi olarak sergilenmelidir.
Sonuç
Azerbaycan, Aras Nehri’nin kıyısında, bir eliyle Batı’nın teknolojisini diğer eliyle Doğu’nun pragmatizmini tutarak, İran krizinin yakıcı ateşini söndürebilecek yegane köprüdür. Bu köprünün sağlamlığı, sadece Azerbaycan’ın beka meselesi değil, aynı zamanda Avrasya’nın barış ve refah içinde kalmasının temel şartıdır. Bakü’nün “buzdağı diplomasisi“, suyun altındaki derinliğiyle bu devasa krizin dalgalarını göğüslemeye hazır görünmektedir.
Hasan Kerem ÜNSAL