Cep saatlerinin 400 yıllık hikâyesi
Koleksiyoner Mehmet Çebi’nin derlediği, 16. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına uzanan nadir cep saatleri koleksiyonu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde sanatseverlerle buluştu. “Mehmet Çebi Koleksiyonu’ndan Muhteşem Cep Saatleri” başlıklı serginin açılış törenine Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu, İstanbul Valisi Davut Gül, Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan, İstanbul Emniyet Müdürü Selami Yıldız ve sanat camiasından isimler katıldı.
Sergi, yalnızca estetik değeri yüksek saatleri değil; aynı zamanda Avrupa saat ustalığı ile Osmanlı saray kültürü arasında kurulan tarihî bağları da görünür kılan nitelikli bir seçki sunuyor. 350 parçadan oluşan seçki; tarihî kökenleri, zengin dekoratif özellikleri ve ileri mekanik sistemleriyle saatçilik sanatının en dikkat çekici örneklerini bir araya getiriyor. Saat kasalarında görülen altın ve gümüş işçilikleri, 18. yüzyıldan itibaren Cenevre mine ustalarının geliştirdiği renkli ve detaylı mine teknikleriyle birleşerek bu nesneleri birer sanat eserine dönüştürüyor.
İSTANBUL’A SAAT MÜZESİ
İstanbul’a kazandırdığı Hilye-i Şerif ve Tespih Müzesi ile bilinen Mehmet Çebi, saat koleksiyonerliğine başlama hikâyesini şöyle anlattı: “20-25 sene önce tek tük cep saati alarak koleksiyona başladım. 3 sene önce de müzayedelerden denk gelerek 50 civarında saat aldım. Baktım ki saat işi de zevkliymiş, zaten malzemenin çoğu altın olunca aynı zamanda yatırım aracı olarak da düşünülebiliyor. Türkiye’deki birkaç büyük koleksiyoncunun elindeki saatleri de toplu olarak aldım. Bu arada yurt dışındaki mezatlardan da eserler almaya başladık. Böylece iki buçuk üç senelik bir zaman dilimi içerisinde güzel bir koleksiyon yapma fırsatımız oldu. Aslında sergiyi yurt dışında birkaç bölgede açıp, İstanbul’da müze kurmayı düşünüyorduk. Sergiyle başladık, bundan sonrası ne olur bilmiyoruz.”
HEM SANAT HEM MÜHENDİSLİK
Koleksiyonda ayrıca 17. yüzyıl Fransız Blois mine geleneğinin nadir örnekleri, aristokrat çevrelerde moda olan ve kemere zincirle takılarak taşınan zarif chatelaine saatler ile karmaşık çalar mekanizmalarına sahip özel üretimler de yer alıyor. Bunların aynı zamanda bir sanat eseri olduğunun altını çizen Çebi, şunları söyledi: “Saatteki makine bir mühendislik işi, mineli saatler ise aynı zamanda mikro art dediğimiz sanat eseri. Toplasanız çapı üç santim olan saatin içerisine onlarca figür koymuş, cam elyaflardan malzeme çıkartarak onları da bin derece fırına verip mine tekniğiyle o saatin üzerine resmetmiş. Altın olması münasebetiyle de birçok saatte hem elmas hem yakut hem zümrüt kullanılmış. Yani sanat, mücevherat ve mühendisliğin üçünün birlikte iş gördüğü çok güzel, çok önemli saatler var. Bu saatler bizim koleksiyonumuzun yarısını oluşturuyor. Saatlerin hepsi çalışıyor ve mineleri filan çok temiz halde.”
İslam eserleri ve Osmanlı hat sanatı alanında dünyanın önde gelen koleksiyonerlerinden olan Çebi’nin saatçilik tarihinin 4 yüzyıllık serüvenini bir araya getirdiği sergi, 9 Nisan’a kadar ziyaret edilebilir.
TARİHE TANIKLIK EDEN PARÇALAR
Serginin en çarpıcı bölümlerinden biri, devletler arası diplomatik ilişkiler kapsamında üretilmiş saatlerden oluşuyor. Bu özel parçalar arasında, Rus Çarı I. Nikolay’ın 1844 yılında İngiltere Kraliçesi Victoria’ya Windsor Sarayı’nda sunduğu ve üzerinde çarın portresi bulunan cep saati gibi tarihî öneme sahip eserler dikkat çekiyor. Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz portreli saatler, Avrupa saat ustalığının Osmanlı sarayıyla kurduğu ilişkilerin somut örnekleri olarak öne çıkıyor.
Hane sergisine Nokta belgeseliyle veda
AKM’de sanat haftası: Operadan tiyatroya dopdolu program
"Alaeddin Yavaşça 100 Yaşında" konseri AKM'de sanatseverlerle buluştu